YALEYZA-1

11/4/2008 -

Ah!Benim Eskici, Vefalı  Ruhum

Her nedense mazinin derinliklerin de yaşamayı, maziye dair şiirler, yazılar kaleme almayı seviyorum…

 

Mutlaka benim gibi maziye düşkünlüğü olan bir çok insan vardır.Yazdığım yazı ve şiirlere incelediğimde  maziyi, maziye dair hatıralarla ilgili  ne kadar çok şey yazmışım…Çünkü mazide yaşanılan güzelliklere karşı hep vefa hissiyle doluyum…

 

Halbuki bir çok arkadaşım tarafından benden beklenen gündeme, siyasete yönelik yazılar kaleme almam…Ama her nedense kimi zaman gündeme dair değerlendirmeler yapsam da aslında siyasi mevzulara hiç girmek istemiyorum…

 

Ancak kimi zaman doğrusu buna heves ettiğim oluyor, ancak siyaset üzerine yazdığım yazıları benden başkası okumuyor, çünkü o yazıları yayınlamak içimden gelmiyor.Daha çok bir çayocağında, yada bir dostun bürosunda siyaset üzerine değerlendirmeler yaptığımız oluyor...

 

 

Televizyon ekranında gezinirken bile eski günlere dair televizyon dizileri, sinemalar  ilgimi çekiyor…Mesela son zamanlarda ilgimi çeken Hatırla sevgili dizisini ciddi anlamda takip ediyorum…Hatta bu diziyle ilgili iki tanede izlenimlerimi anlatan yazı bile kaleme almışım..

 

Evde elimde kumanda o kanaldan bu kanala savrulurken, Kemal Sunalın defalarca izlediğim o espri, incelik dolu filmlerine takılıp kalıyorum…Mazici ruhum çocuklarıma da sirayet etmiş  olmalı ki, onlarda hemen kumandayı elimden alıyorlar burada kal diyorlar…

 

Hülya Koçyiğit’ in, Türkan ŞORAY’ın, Ediz HUN’un  sevda yüklü, hüzün dolu,  filmlerine takılıp kalıyoruz ailece…

 

Belki! defalarca seyrettiğim filmleri tekraren hep birlikte izliyoruz hüzünle, gözyaşları arasında…

 

Maziye dair her şeyi seviyorum, eski kitaplarımı, liseli yıllardan kalma  şiirlerimi, hatta ders notlarımı gözden geçiriyorum…Sanat okulunda çizdiğim üç görünüşlü, altı görünüşlü çizimlere gülümseyerek inceliyor, nasılda çizmişim bunları diyorum…

 

Yaşını, başını almış, tecrübe dolu ihtiyar ak saçlı , ak sakallı, nur yüzlü birini görsem, onunla aynı ortamı paylaşsam, içimi bir sevinç, huzur  alıyor…O insanlara karşı daha fazla ilgi duyuyorum..

Onlarla maziye dair konuşmak, sohbet etmek bana moral veriyor, yüreğime sürur veriyor…

Hey gidi günler, çocukluk yıllarımda bizim mahallemiz gibi, bir çok  yazımda, yada çocukluğuma, gençliğime ait şiirlerde beni hep maziye götüren yazılar, şiirler kaleme almak, yazmak istiyorum…

 

Mazi üzerine bilmem ki bu kaçıncı yazı...Söz verdiğinde sözünde duran, güven veren sözü özü bir olan insanlara karşı bir özlem var ki yüreğimde işte tüm bunları günümüzde bulamamanın özlemi yansıyor aslında satırlarıma…

Eski telefonuma halen kullanıyorum, eski takım elbiselerimi giyme arzusuna engel olamıyorum … eski günlerdeki bayramlar aklıma geliyor tebrik kartlarını özenerek yazar, sevgimizi, saygımızı, hürmetimizi gönderdiğimiz tebrik kartıyla ifade ederdik…işte o yıllarda şahsıma gönderilmiş eski tebrik kartlarını bilmem kaçıncı kez okuyuşum…

 

Hasılı, sevgili dostlar maziyle yaşama, maziyi yazma eskici ruhum dan kaynaklanıyor…Her kim ne derse desin düne vefa duymaya, anmaya devam edeceğim...Ve kendi kendime Ah! Benim iflah olmaz eskici, vefalı ruhum diyeceğim can bedenden çıkana kadar..

Bağlantı

10/4/2008 - GÜNDEME DAİR DEĞERLENDİRMELER...

Kategori: makale

ÜLKE GÜNDEME DAİR DEĞERLENDİRMELER...

 

Ülkemizde yine garip işler oluyor, ne  zaman istikrara, iyileşmeye dair emareler görülse,  gizli bir el uzanıyor ve ortalık toz duman içinde kalıyor...

 

İsterseniz bir  düşünün geçmiş yıllarda, yakın tarihimizde  ne zaman ülkemize dair ümidimiz çiçeklerimiz açacak olsa, halkın çoğunluğunun istediği şeyler oluşmaya başlasa buna hiçbir suretle uzun vade de izin verilmiyor...

 

Hatırlamanızı isterim, Merhum Adnan Menderes’li yılları, Süleyman Demirel’in ilk iktidar yıllarını, ihtilal sonrası Özallı yılları ve devam eden Tayip Erdoğanlı yılları elinize vicdansıza koyun düşünün...Eksik gedik yanları olsa da Ülkede her alanda imkanlar dahilinde bir takım iyileşmeler, gelişmeler,  görülmedi mi?

 

Tek başına iktidar dönemlerinde hemen her alanda olumlu gelişmeler olmuştur.Ancak her nedense tek başına iktidar dönemleri  ülkemizde uzun sürmemiştir.Tek başına iktidar dönemlerini çoğunlukla orta kesim, orta direk diyebileceğimiz,sessiz çoğunluğun sesi sandıklara yansıyarak, iktidarı belirlemiştir.

 

Tek başına iktidar dönemlerini bu ülkeye orta halli, orta direk diyebileceğimiz kesimlerin teveccühünü kazanarak iş başına getirmiştir.

Ancak işte bu kesime, birileri ortaya çıkarak  çok rahatlıkla, bidon kafalı, sıkma başlı, göbeğini kaşıyan adam gibi çeşitli deyimlerle aşağılayabiliyor...yada sizin oyunuzla benim gibi mürekep yalamış tahsilli birisinin, dağda koyun güden çobanın,  oyu eşit olmamalı diyor!

 

Halbuki Büyük önder ATATÜRK’ün ifadesiyle köylü milletin efendisiydi...Köysüz, çobansız, çiftçisiz bir millet düşünelebilirmiydi?

 

Aslına bakarsak ,Ülkemiz köylü bir toplum, bu acayip sözleri onlara, bizlere reva görenlerin kökenlerini araştırsak onlarında oralardan geldiği büyük ihtimalle ortaya çıkacaktır...

 

Şayet onlarda köylerden kentlere gelmişlerse kökenlerinde köylülük varsa  hayatını kendileri kazanan , üreten, geçim derdinde olan  bu insanlardan ne isterlerdi ki....

 

Bu ifadelerden anlaşılıyor ki, ellerinden gelse, imkanları olsa, bu kesimin  seçimden seçime kullandıkları en tabi hakları olan oy hakkını da ellerinden  almak istiyorlardı...

 

Mal, mülk zengini, refah içinde yaşayan  bu insanlardan ne fukaraca söylemlerdi bu söylemler... doğrusu bu tür söylemleri insanın havsalası almıyor...

 

İşte geçen günlerde  televizyon ekranlarında izlemiştim...Bir tanesi yanında temizlikçi olarak çalıştırdığı kadının iktidar partisine oy verdiğini öğrenince kadının işine son verdiğini övünerek  anlatıyordu...

 

Diğer bir tanesi başörtülü kızların, güzel giyimlerinden başı dik yürümelerinden ne kadar da rahatsız olduğunu ifade ediyordu...

 

Ne denilebilir ki bu tür söylemlere....

 

Aslına bakarsanız, hep aynı zihniyet, hep aynı düşünce, yıllar var ki hiç değişmediler hep yukarıdan baktılar kendilerinden maddeten aşağıda olanlara...Halbuki hepimiz aynı yolun yolcusuyduk, yoktu birbirimizden ciddi anlamda bir farkımız...

 

Bilmem ki... bilmezler miydi, üstünlüğün aslında takvada olduğunu...Eğer ki mesele üstünlük meselesiyse üstünlüğü belirleyici unsurların içinde giyimin kuşamın, dil kırdırmanın, paranın pulun, malın mülkün hiçbirinin üstünlüğü belirleyici  olmadığını...

 

Halbuki anlayabilselerdi, hiç birimizin birimizden farkının olmadığını...

 

Halbuki anlayabilselerdi söz konusu kesimin geçim telaşı içinde olduğunu...

 

Halbuki anlayabilselerdi, hepimizin bir çok, bir etrafında döneleyip durduğumuzu....

 

Hepimiz yaratanın bir olduğunu, hepimizin bir tek Türkiye’mizin olduğunu...

 

Hepimiz her şeyden önce insandık...ve bir çok birin etrafında hep beraberce döneleyip duruyorduk ve  hep beraberce aynı kaderi paylaşıyorduk...

 

Keşke diyorum, keşke  herkes bir başkasını kendi konumunda, kendi  durumunda kabullenebilse ve herkes karşısındakine her şeyden önce bir insan olarak görebilse, en azından saygı gösterebilse...

 

Şu günlerde ülkemizde çok önemli vakıalar cereyan ediyor...Bir çok mesele var, şöyle olursa böyle olur gibisinden bir dünya yorum yapılıyor ülkenin içine düştüğü duruma...

 

Ve anlaşılıyor k, herkesin, herkesimin bir hesabı var ....

 

Ancak bildiğim bir tek şey var ki mutlaka RABBİN de bir hesabı var...

Çünkü en büyük hesap yapıcı RABBİMİZ dir.

 

Her kim ne hesabı yaparsa yapsın eğer ki bu işin sonunda sandık varsa, ve sandıkta verilen oylar ülke yönetimini belirleyecekse, bilinsin ki bir çoklarının hesabı tutmayacaktır...

Yok eğer başkaca hesaplar varsa ki o hesapların altında kim bilir bu hesapları yapanlarda kalabilir...

 

Keşke diyorum, hepimizin canından aziz bildiği Ülkemizi şucu, bucu demeden, ayrım yapmadan ülkenin istikbalini, birliğini, dirliğini, huzurunu bozmadan hep beraberce yaşayabilsek....

 

Bugün iktidarda falanca parti vardır, yarın filanca parti olacaktır...

 

Keşke diyorum, yönetime gelmek isteyen partilerin çok çalışarak halkın gönlüne girerek, halkın isteklerini yerine getirerek ve hiçbir yerden medet ummadan seçimle, sandıkla yönetime gelmeye çalışsalar...

 

Yılar var ki belki asırlar var hep keşkelerle bu günlere geldik...Ve keşke demeye yıllarca devam edecek gibiyiz...

 

Elbetteki hepimiz, Ülkemiz için hayırlı olanı nasip etmesini, her anlamda  refaha erişsin istiyor...

 

Ve yarınlarımızda, Milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, pergel misali bir ayağı Ana doluda, diğer ayağı dünyanın her bir yanında olan bir geleceği Allah bizlere de nasip etsin...

 

Bizimde baharımız olsun,  hiç solmayacakçasına umut çiçeklerimiz açsın, ülkemizde yaşayan tüm insanlarla birlik içinde, dirlik içinde zenginiyle, fakiriyle, elele, gönül gönüle yaşasın...

 

Her bir yanda sevgi, hoşgörü türküleri söylensin...Ülkemizin herkesiminden her insanıyla asgari müştereklerde birleşerek TEK TÜRKİYEMİZ de bir çok teklerin izinde yaşayalım istiyoruz...

 

 

 

Bağlantı

28/2/2008 -

Bir sevda masalı vardı anlaşılamayan...


Bir aşk rayihaları salacağım ben bugün yine göklere.Hava kapalı Sonbaharın son ayındayız, hüzün kokulu, ağlamaklı sanki dokunsan ağlayacak, gözyaşlarını birazdan salacak....

Bir sevdadan bahsedeceğim bulutlara aya,yıldızlara,rüzgarlara..Bir sevda yeli olup ineceğim yeryüzüne...Aşk rayihaları salacağım tüm dünyaya, denizlere, okyanuslara , martilara, sahillerde gezineceğim, yağacak yağmura eşlik edeceğim ben bugün yine, hüznüme hüzün katacağım ,derdime dert salacağım....







Ben hüznümü seviyorum, derdimle yaşamaya alışığım haydi tüm hüzünler gelin benim üstüme diyeceğim..ve bir hüzünlü sevda masalı anlatacağım,anlatabilirsem adı yalan olan..

Bir sevda vardı, adı son sevda olan, güzel, büyülü olduğu sanılan, sevgisi, sevdası, kini nefreti olan...Bir sevda kelebeği olup gelip hüzünlü yaslı yüreğime konan.Hüznüme hüzün katan,yasıma yas katan...





Rengarenk kelebekleri gönlüme musallat eden.Ne söylediği, ne anlattığı anlaşılamayan...Nasıl olduğu, nerde durduğu bilinmeyen, gel gitleri olan, nezaketten bi haber yaşayan,bir yerlere konamayan, duramayan bir sevda kelebeğinin kırık kanadı olan bir sevda rayihaları salayım göklere, bir hüzün havası, veda havası göndereyim tüm yeryüzüne adı sevda masalı olan, adı yalan olan..

Bir sevda masalı anlatıyorum, bir tırtılın ömrünü anlattım şiirlerde, anlaşılamayan maziden aldığı gıdayla yaşamaya çalışan, hep mazisinde kalan,mazisini aşamayan, şiirlere konu olan, yaz günlerinde üşüyen, yağan yağmurlarda hep ıslanan, kimi zaman deli gömlekleri giyen, deliler gibi dolaşan, kıran , döken , inciten, hep rest vari konuşan ve resti görülen bir sevda vardı adı masal olan...adı yalan olan 





Kimi zaman bir karayelde , kara sevda olup esen, sonbaharın son ayında , sarı yapraklar misali göğe savrulan, kendi içinde kısır döngüleri olan, seven, sevilen , hemde sevilemeyecek, anlaşılamayacak olan karmakarışık bir sevda vardı masal gibi..adı yalan olan...

Bir sevda vardı . İyilik nezaketin sevgiden doğduğunu bilmeyen, hatır,gönül nedir bilemeyen..bilsede ifade edemeyen, medenice veda dahi edemeyen..sevgi yoksa yürekte her türlü bağnazlık,katılık, acımasızlığın yüreği dolduracağını onlarla yaşanacağını farkında olmayan, bir sevda vardı, adı yalan olan...


Bir sevda vardı.Nezaket kapısının nerden açıldığını bilmeyen, bu kapıdan girilebilse sadakat, vefa, sevgi, hoşgörü anlayışının , empatinin kendisini karşılayacağını göremeyen bir sevda vardı, nezaketin bir erdem olduğunu anlamayan...

Bir sevda vardı.Sevda yeli sandığı bir karayelle savruldu göğe yükseldi.Yıldızlara sordu, bulutlarla konuştu, güneşe, aya sordu yanıldığını anladı..aradığını bulamadan yeryüzüne indi..







Günlerce savruldu, kar da tipide lodoslarda, en sonunuda düştü bir liman kıyısına, sahillerde gezindi, limanlarda bekçilik etti, beklenen vardı, bekleyen vardı ama gelen hiç olmadı.Çünkü sevgi bilmeyen,nezaketten uzak gönüllerde sevdanın işi neydi??
Ve bir gün geldi, birden sevda uğultuları kesiliverdi, sevda yağmurları diniverdi, yalan sevdalar alıp başını gidiverdi.Ve bir kez daha yanıldığını anladı, yalan sevdalarda, yalan yellerle esdi,durdu, kandığını anladı..





Her şeylere rağmen sevdası, sevgisi savrulurken, yok olurken, ona vermeyi düşündüğü kitapları, sevda fakirlerine verilecek şiirleri ve güzel kokulu, kırmızı gülleri bir beyaz kelebeğin cansız bedeni kalıverdi titreyen ellerinde...





Gülümseyen yüzlerle, bir kaç damla yanağından süzülen yaşlarla, bir veda şarkısıyla uğurladı sevdasını uzak ellere, bilinmeyen gönüllere ... vakit tamam , son bir mektup mu? olur... son bir yazı mı? olur... var olan yaşanan , yaşanmayan herşeylere elvadalar, vedalar ederek, bir hüzün, bir veda havasıyla hoşçakallar ediyorum!!! bir sevda vardı...adı masal olan , adı yalan olan, kara sevdalara...
                                        ÇETİN YALEYZA
 
 
BU YAZI BİR ÇOK İNTERNET SİTESİNDE BENDEN HABERSİZ YAYINLANMIŞ OLUP, KİMİLERİNCEDE KENDİ YAZILARIYMIŞ GİBİ SUNULMUŞTUR...HERKESİN EMEĞE SAYGI DUYMASINI, HİÇ DEĞİLSE YAZARINI YAZMASINI RİCA EDİYORUM....
 
 
Bağlantı

27/2/2008 - VE EY, VE EY ŞEHİDİM

VE EY, VE EY ŞEHİDİM

 

Ve ey , ve ey şehidim,

Günün orta vaktinde ezanlar okunurken aldık kara haberini, bir çay ocağında televizyon ekranına düşüverdi acı haberin, zaten hüzünlüydük, zaten kederliydik, zaten karalar bağlamıştık.

Kara harekatı başlayalı daha birkaç gün olmuştu. Kendimizce sizden önceki şehitlerin sözünü ediyor, Allah askerimizi, aziz vatanımız korusun diyor, dualar ediyorduk…

Kara haber gelince sus , pus oluverdik, sadece evet sadece birbirimizin gözlerine bakarak yine mi? diyebildik…

İşte bu gündüz vaktinde yüreğimizden gelip geçenler sıra sıra diziliverdi. Sözün bittiği yerdeydik, susmak düşerdi bizlere, sustuk gönlümüzden gelip geçenleri , gözümüzden damlayan  yaşlarla yazmaya başladık…



Ve ey, ve ey Şehidim,

 

Sana aziz ruhuna sesleniyorum;

Gündüzün tam ortasındayıdım, nice dertler , nice  hüzünler, nice acılar  yaşadı , yaşamakta  tam üç asırdır, susmakta, ağlamakta azizi milletim.Şimdi hepsi bir tarafa dertlerin, hüzünlerin, üzüntülerin alasındayız, aklıma düştün, gönlüme süzüldün, gözüme doldun, akıp gittin, yanaklarımdan birkaç damla yaşla beraber şehidim…

Ve ey, ve ey Şehidim,

Ah ! Bir bilsen, ah bir bilsen şehidim, kara haberin geldikten sonra neler oldu bir bilsen şehidim…Resimleriniz internet sitelerine düşüverdi…Anadolumun dört bir yanından ve memleketimden , Kırıkkalem’ den, bir şehit daha vermiştik.Sen ne ilktin nede sonuncusu olacaksın şehidim.

İşte şimdi odamda bir başımayım,  geride kalanlarını anneni ,babanı eşini düşünmekteyim.Onlara sabırlar dilemekteyim.

Annenin, babanın feryadı gözlerimin önünde yeri göğü inletmekte şehidim…geride bıraktıkların emanettir milletime, emanettir şehidim , gözün geride kalmasın hepsi bize Vatanıma emanettir şehidim…



Şehidim biliyorum, ötelerde merasimle karşılanacaksın. Hani ne diyordu Rabbim bize sesleniyordu Yüce Kuranı kerimden; ‘’şehitler için ölü demeyiniz, çünkü onlar diridirler’’.

Yahya Kemal üstadımızda sana, sesleniyordu şehidim;

Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber
Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber
Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden
Şimşek gibi bir hatıra , nal seslerimizden

Ve ey, ve Ey şehidim,

kimi geceler annenin, bananın, eşinin gözüme uyku girmese de, geceleri gündüzlerine karışsa da nerde bir asker, bir şehit türküsü duysa yürekleri sızlasa da, sen varsın yaşıyorsun ölmedin , ölmeyeceksin şehidim, şehitler ölmez , ölmez şehidim…
 
Bizim akidemizde , şehitler ölmez, vatan bölünmez, bir Mehmet’ler gider, bin Mehmet’ler, milyon Mehmet’ler peşinden gelir şehidim….

 

Bu vatan bölünmeyecektir, karşımızdaki güç kim olursa olsun ve bize neye mal olursa olsun, canlar vermeye, bir ölüp, bin dirilmeye, yeryüzünde tek bir Türk kalana kadar savaşmaya hazırız şehidim.

 

Biz inanır ve biliriz ki şehitlik mertebesinin ne büyük bir mertebe olduğunu, bizlerde hazırız şehidim, o mübarek mertebeye yükselmeye...

Tüm dünya artık şunu çok iyi anlamalı şehidim.Sabrımız tükenmiştir ve kara harekatı başlamıştır.Sözün bittiği, silahların konuştuğu  yerdeyiz şehidim.Ülkemizin bir karış toprağını vermeye razı değiliz  ve dünya yerinde durdukca bu vatanda yerinde duracaktır şehidim…

 

Şayet isteniyorsa bu milletten bir karış dahi olsa toprak, varsa gizli açık emelleri  hepimiz şehid olmaya hazırız, yeryüzünde bir tek Türk kalıncaya kadar  şehidim.



Elbette , bizlerin kimsenin toprağında , canında , malında gözümüz yok şehidim.

 

Çok savaşlar yaptık, yedi düvele karşı durduk.Yaradan’nın ali-hatrına tüm insanlığa sevgi, saygı, hoşgörü soluduk, solumaya devam edeceğiz şehidim...Ancak varsa ki başkalarının gizli açık bizimle hesapları,bize neye mal olursa olsun hesap görmeye her daim hazırız şehidim…

Milli marşımızı Milletimize bağışlayan Mehmet Akif de sana sesleniyordu şehidim, işte Akif’in anlattığı şehitlerden biri de sensin ;

`Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem sığmazsın
Hercümerc ettiğin edvara da yetmez o (kitap)
Seni ancak ebediyetler eder istiap...
....

Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber!
Sana âğuşunu açmış duruyor Peygamber….”

Ve ey, ve ey Şehidim,
Sana ve verdiğimiz yüzbinlerce şehide selam olsun… sen peygamber efendimizle hasbıhal eyleyeceksin, ona yar ve komşu olacaksın.…

 

Ay yıldızlı,  allara bulanmış  bayrağımıza selam olsun, ülkemin her bir yanında dünya durdukca salına rengini şehit kanından almış bayrağım….

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
Barışın güvercini, savaşın kartalı...
Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
Senin altında doğdum,
Senin dibinde öleceğim...

Bağlantı

20/2/2008 - LALE VE LADAN

LALE VE LADAN

 

Hatırlarmısınız, yıllar önceydi,  Lale ve Ladan adında bitişik kafayla yaşayan, bir parmak kalınlığında damarla birbirine bağlanan ikiz kız kardeş televizyon ekranlarında haberlere konu oluyor, yürekleri burkuyor, gözleri yaşartıyordu…

 

Yürek sızlatan televizyon görüntülerine o günlerde eski makale defterime  notlar düşmüşüm.; Lale ve Ladan Bijani kardeşler, Fars eyaletinin Firuzabad kentine bağlı Lohrasb köyünde 3'ü erkek, 8'i kız, 11 çocuklu yoksul bir ailenin fertleri olarak dünyaya gelmişlerdi.

Lale ve ladenle ilgili o günlerdeki gazetede haberlerinde fotoğraflarını saklamışım.Onların fotoğraflarına baktığımda yüreğim sızlayarak onların yerine kendimi koyduğum olur kimi zaman…Onların yerine kendinizi koymak bile insanın içini ürpertiyor.Bir başkasıyla kafatasını ortak kullanarak yaşamak...

 

 

Bir insan en çok kimi sever ki, annesini, babasını, eşini, çocuklarını yada bir başka insanı kimi seversek sevelim insanın fıtratında var olan özgürlük duygusu hiç kimseyle kafatasını paylaşmaya razı gelemezdi.Tek kafada iki beyin iki ayrı beden, iki ayak, kollar, hasılı geriye kalan her şey çift…

 

Bilir misiniz bu iki kardeş birbirlerini sevseler de,  karakter,  olarak öylesine birbirine zıtlardı ki.. sevdikleri renkler, tuttukları takım, giydikleri elbise, seçtikleri meslek, her şeyleri birbirlerinden farklı…Lale gazeteci olmak istiyor, Ladan avukat olmak istiyor.Lakin Rabbin onlara sunduğu bir sorumluluktu beraber olmak, her şeye katlanmak, bir parmak kalınlığındaki beyin damarıyla aynı kafa tasında iki bedeni yaşatmak…

 

Evet ölümden de beter bir şeydi bu durum..Zaten onlarda nihayetinde ayrılmak istemişlerdi, ayrılıkları onlara ölümü olsa da…

 

Evet, Lale ve Ladan kardeşler bitişik kafayla 29 yıl yaşamışlardı. Beraber oturup, beraber kalkarak, beraber uyuyarak tamı tamına yirmi dokuz yılı, iki ayrı vucud, bitişik kafayla beraber geçirmişlerdi.

İkizler bir konuda anlaşmazlığa düşse Laden’in dediği olurmuş.Artık yolun sonuna gelinmişti, ayrılmak istiyorlardı.Ameliyat olma konusunda Lale hiç istemese de  yine son sözü baskın karakteri olan Ladan söyleyerek ameliyat olmaya karar vermişlerdi.Yapılacak ameliyatı  Avrupalı cerrahlar çok tehlikeli bulmuş, ameliyatı yapmaktan vazgeçmişlerdi.

 

Lale ayrılmak istemese de, baskın karakterli Laden’ ın  kararı sonucu bıçak altına yatarak bir nevi ölümü seçmişlerdi.Ameliyatta ilk Laden ölüm haberi gelmişti, iki saat sonra lalede ahrete irtihal edecekti.Dünyadayken ayrılamayan başları ölümleriyle ayrılmış iki farklı mezara gömülmüşlerdi.

 

Uğraşları farklı, merakları farkları,karakterleri farklı, sevmeleri, sevmemeleri farklıydı.Bunca farklılık içinde bir olan başları, saçları ve onları bir parmak kalınlığında  birbirine bağlayan beyine giden damardı.…

 

Ne kadar zor!  Ya rabbim! Ne kadar zor..

Son zamanlarda her ikisi de baş ağrılarından şikayet ediyorlardı.Tamı tamına 29 yıl aynı yatakta, aynı tuvalette aynı banyoda beraber olmak zorundaydılar.…bir tanesinin tuvalet, banyo ihtiyacı olsa diğeri de o ihtiyacı yaşamak zorundaydı, bırakın yılları,  dakikalar bile geçirmek ne kadar zordu.…

 

Birbirlerine parmak kalınlığında bir damarla bağlanmışlar ve ayrılmaları imkansız hale gelmişlerdi.

 

.Ameliyat oluncaya dek hayata dair ne varsa hepsini beraber yapmışlardı. Her şeye rağmen yaşama sevincini gözlerindeki ışıltılarda hissetmek mümkündü..

 

Ancak her ne olursa olsun Laden ayrılmak istiyordu, nihayetinde Singapurlu cerrahlar ameliyata ikna edilerek ‘’ ayrılma’’ ümidiyle bıçak altında yatan başlarından yapışık ikizler elli saatlik bir operasyonun sonunda beyinlerine yeterli kan gitmemesi sonucu 90 dakika arayla hayata veda ediyorlardı. İkizlerin doğum günü olan 31 Aralık tarihi memleketleri Iranda umut günü ilan ediliyordu.

 

Bu iki kız kardeşin ölümüne o kadar çok üzülmüştüm ki…Onların yaşamı, ölümü bizler için tam bir ibretlik yaşam hikayesiydi.Bu iki ikiz bitişik kafalı kardeşlerin hayatından alacağımız öylesine dersler vardı ki…Ve onların yerine herkesin kendisini koyarak düşünmesi gerekirdi.

 

Hepimiz kendimize göre bir hayat yaşıyoruz.Ancak halimize şükretmeden bir hayat sürüp gidiyoruz. Ve gözlemlediğim kadarıyla kimsecikler yaşadığı hayattan memnun değil…

 

Niye ki bu memnuniyetsizlik…

Niye ki bu şükürsüzlük…

Niye ki birçok insanda mevki makam, zengin olma hırsı, telaşı…

Niye ki kendini beğenememe duygusu…yada kendini çok beğenme arzusu..

Niye ki enaniyet duygusu, her şey benim olsun arzusu

Niye ki herkesi kendi konumunda durumunda kabullenmeme, ret etme duygusu…

 

Bu tür duygu ve düşüncelerle Lale ve Ladene ötelerde rahmet diliyor, herkesin kendince bu vakıadan dersler çıkarmasını umut ediyorum…

 

Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Şiir, bir yürek kıpırtısı,bir yürek hoplaması,bir ruh heyacanı Belki! bir göz yaşı,Gözyaşının kelimelere baş kaldırışı, isyan edişi...Şiir bir hüzün şarkısı, bir dertli nağme, ağlatıcı, sızlatıcı bir kelime dizimi... E-POSTAMA YORUM BIRAKABİLİRSİNİZ... > counter
counter Ziyaretçi Defterini Oku
Ziyaretçi Defterine Yaz

Son Yazılarım

Başlıksız
GÜNDEME DAİR DEĞERLENDİRMELER...
Başlıksız
VE EY, VE EY ŞEHİDİM
LALE VE LADAN
AHDE VEFALI OLMAK…
Ve ey, ve ey Aysona
ÖRNEK ALINACAK BİR İNSAN;
KİMSE YOKMU DERNEĞİ ve GÜNEYDOĞU....
Başlıksız
Başlıksız
gün ola, bayram bizim bayram ola...
Bayram sabahı
acz..
yargı ecevit
simurg anka kuşu
üstad cemil meriç den
nedir anka kuşu
bir sevda vardı
kışa merhabe ederken
çaydanlık bardak
TEKNOLOJİK MSN AŞKLARI ÜZERİNE..
Ve ey, ve ey ŞEHİDİM
Bir sevda masalı vardı, adı yalan olan anlaşılmayan
ihtilale yenik düşen bir sevda masalı
<